|
|
| BÖLÜNÜR MÜYÜZ? |
|
|
|
BÖLÜNÜR MÜYÜZ?
Türkiye silahlı terörü mücadele biçimi olarak benimseyen PKK'nın 1984 yılı Ağustosunda Türk güvenlik güçlerine karşı ilk saldırılarını gerçekleştirdiğinden bu yana ulusumuzu ürpertici bir soruyla karşı karşıya bıraktı: Acaba Türkiye bölünüyor mu? Şimdi bu tatsız soruyu ortaya çıkaran soruna farklı değerlendirmeler yapmak mümkün. Genel kanıya göre ülkemizde ‘ayrı bir etnik grubun silahlı gücü' olduğu ileri sürülen PKK terör örgütünün amacı yurdumuzun bazı bölgelerini bütünden kopararak bir ‘Kürdistan devleti' kurmak.
Buna karşı aslında bu kanlı terör örgütünün hedefi ayrı bir devlet kurmak değil, sadece Türkiye'deki Kürt kökenlilerin ‘kültürel haklara kavuşmasını' sağlamak diyenler var ve Türk kamuoyuna da bu görüşü kabul ettirmek için ciddi bir çaba gözeniyor. Yani bunca kan ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, farklı diyalektlerle parça parça olan bir dil unsuru dışında bütünün kültüründen ne ölçüde farklılık gösterdiği ikna edici bir şekilde açıklanamayan bir kültür için mi döküldü, dökülüyor? Bu kültür gerekçesine inanmak çok zor ve son dönemlere kadar açıkça ifade edilmesinden kaçınılan, ancak son günlerde verilen ödünlerle ayan beyan ortaya çıkan daha derinlikli bir hedefin varlığını yadsımak bence artık mümkün değil. PKK ve etnik/ırkçı Kürt hareketi aslında Türkiye'yi bir ölçüde tümüyle ele geçirmeyi hedeflemiştir. En azından, ırkçı bir milliyetçilikten uzak duran ve cumhuriyetçi ilkeler üzerine inşa edilmiş olan devletimize yabancı olan etnik ayrışma ile yönetimin bu etnik farklılık esası çerçevesinde yeniden düzenlenmesini amaçladıklarını saklamıyorlar. PKK, etnik ırkçılığın hedefine ulaşma yolunda içinden çıktığını iddia ettiği halk kesiminin mobilize edilmesi ve Türkiye'nin yıldırılması için bir araçtan ibarettir ve Türkiye'yi etkisizleştirmek amacıyla başkaları tarafından da kullanılagelmiştir. Başka bir deyişle, PKK daha önce son derece marjinal olan bir etnik/ırkçı bilincin geliştirilmesine çalışmıştır; yoksa bu bilinç var olduğu için PKK ortaya çıkmış değil. Örgütün yıldırma amacıyla haklarını savunduğunu iddia ettiği insanları nasıl katlettiği de anılardan silinmiş değildir. Şimdi bu ciddi sorunda teşhis hatası yapılıp politikalar da bu doğrultuda düzenlenince tabiatıyla bir çözüm üretilemiyor veya yanlış yöntemlere başvuruluyor. Türkiye, soruna etnik farklılık gözlüğüyle baktığı sürece sadece PKK'nın ve siyasi/etnik/ırkçı Kürtçülüğün ekmeğine yağ sürmektedir. Sormak gerekiyor: Kürtçe bir diyalektte yayın yapan TRT 6 kanalının izlenme oranı nedir, ‘açılım' adı verilen ve ne olduğu açıklanmayan/anlaşılmayan proje ile sorunun çözülme umudu artmış mıdır, yoksa daha önce karşılaşmadığımız boyutta ırkçı/etnik hareketlilik mi yaygınlaşmıştır? Sayısı her gün artan şehitlerle birlikte yurdun başka kesimlerinde bu defa teröre ve onu destekleyenlere karşı hiç arzu edilmeyen ve son derece tehlikeli gelişmelerin habercisi olan bir takım taşkınlıkların başlaması da bu yanlış teşhisle azdırılan etnik ırkçılığın bir sonucudur. Doğu ve güneydoğu bölgelerimiz yüzyıllar boyunca çeşitli nedenlerle feodal koşulların esiri olmuştur. Bu bölgelerimiz halkın yoksullaşmasının ve etnik ırkçılık tarafından rahatlıkla istismar edilmesinin altyapısını oluşturan toplumsal gerilikten kurtarıldığında 19. Yüzyıl Avrupası'nın eseri olan ve Atatürk Cumhuriyeti'nin çağdaş ilkeleri ile geride bırakılmış olması gereken, ancak ne yazık ki postmodern saçmalıklarla yeni ambalajlara sarılıp dünyanın gündemine getirilen çağdışı etnik politikalardan da kurtarılmış olacaktır. Cumhuriyetçilik, Türk ulusunu tüm unsurlarıyla bir arada tutacak tek geçerli yaklaşımdır. Terörle kararlı bir mücadele yürütürken soruna teşhisi doğru koymak ve devletimizin kuruluş ilkelerinden sapmamak zorundayız. Bölünmeyi önlemenin tek yolu budur.
Dr. O. Can Ünver
Dr. O. Can Ünver'in ha-ber.com'da yayınlanan tüm yazıları
|
||||||||









Bu yazıya ilk yorumu yazın













