Türkiye'de,
vaazlarınızda müritlerinize
talimatlarınız videokasetlerinde peş peşe ortaya atılınca
ortalık toz-duman olmuştu.
Eskiden
TV'lerin yüzde sekseni henüz kontrolünüz
altında olmadığından
o dönemlerde kasetleriniz reyting rekorları kırmaya başladı.
Gözyaşlarınız
sular seller gibi akarken, müritlerinize
sabırlı ve akıllı olmalarını öğütlüyordunuz.
Hiç
unutmam: ‘'Bir
kaymakam, içki mi içiyor, kendinizi ifşa etmemek için
sizde içeceksiniz. Orduyu, devlet katmanlarını ele geçirene
kadar onlar gibi gözükeceksiniz, renk vermeyeceksiniz.
Ta-ki tüm kadroları ele geçirip iktidarı alınca
yumruğunuzu beyinlerine indireceksiniz!''
Kasetlerinizi
izledikçe, hayretim artmaya başladı. İlkokul mezunu, (bir
rivayete göre ilkokulu dışarıdan bitirmiş) biri için
bu konuşmalar biraz kafamı karıştırmıştı doğrusu. İyi bir
aktör gibiydiniz, şahane rol yapıyordunuz. Rol yapmak bir
yetenektir. Rahmetli Erol Taş, normal yaşamda iki sözcüğü
bir
araya getiremezken, kamera karşısında harikalar yaratırdı. Gerçi
yazılan senaryolara göre, yönetmenin rolün nasıl
yapılacağını göstermesiyle oyuncu ona göre rol
kesiyordu. Ama yetenek elbette çok önemlidir. Gerçekten
oyuncu yeteneğinizin keşfedilememesi ülkemiz için büyük
bir kayıptır. Bu yeteneğinizi değerlendirebilseydiniz, belki
ülkemize ilk kez en iyi oyuncu Oskar'ını
kazandırabilirdiniz. Kitapları, onüçüncü
sayfadan sonra raflara kaldırılan kimileri gibi, ‘'Türkler,
bir buçuk milyon Ermeni, otuz bin Kürt öldürdü''
çıkışı ile Nobel'ler kazanıp köşeyi dönerek,
asıl vatanı gibi gördüğü ülkeye gidenlerden
daha çok hak ederek Oskar'ı kazanırdınız.
Herkes
aktör olamaz. Bu doğuştan bir yeti kazanımıdır. Nice oyuncu
özenticileri, başbakan, cumhurbaşkanı, bakan rolünü
oynamaya kalkışıyorlar
da ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Birçok acemi
oyuncu; savcı, hâkim, vali, kaymakam, bürokrat rolü
oynamaya çalışıyorlar ama bir türlü
beceremiyorlar.
Yeteneğiniz
konusunda inanın içtenlikle hakkınızı teslim ettiğime
inanmanızı isterim.
O
kaset furyası döneminde AKP olmadığı için, medyayı
tamamen himayenize almadığınız için sesinizi duyuramadınız
ve Atlantik ötelerine firar etmek durumunda kaldınız.Gerçi
tedavi için gittiğiniz yazıldı, çizildi ama bu kadar
sene ne tedavisiymiş ki bir türlü bitirilemedi
anlayamadık. Allah gecinden versin, nice tedavi için gidenler
kısa sürede rahmetli oldular. Maşallah Allahın sevgili
kuluymuşnuzki bu kadar yıl ayaktasınız yıkılmadınız.
Orada
kalabilmeniz
için, Yeşil
Kart
almanız gerekiyormuş. Önce vermemişler, yargıya gitmişsiniz.
ABD yargısı sizin Yeşil Kart alma hakkınız olmadığınızı,
akademik kariyerinizin olmadığını, diplomanızın bile olmadığını
belirtmişler ve reddetmişler. Neyse ki, CIA, FBI ve daha nice ABD
örgütleri ( günahı münafıkların boynuna,
Yahudi örgütleri, Ermeni Diasporası'da) devreye
girmişler ve sizin ABD'ye yararlı önemli biri olduğunuzu
(herhalde; geçerli belgelerle) kanıtlamışlar da Yeşil
Kartı yargının pusmasıyla alabilmişsiniz. Hayırlı uğurlu
olsun!
Ama
artık Türkiye'ye gelme zamanınız geldi sayılır.
Medyanın
yüzde sekseni
zat-ı a-linize geçti. Bir kısmı bizim Çalık'a,
bir kısmı da açıktan AKP'nin elindeki sözde devlet
Tv'leride sizin sayılır. Oralarda, sadık müritleriniz
gündemi belirliyorlar. Devletin emniyet istihbaratı bile
müridinize emanet. Bazıları da yarı korkudan, yarı havadan
dolarlar kazanan kiralık kalemler, bazıları ""yazı
işlerindeki" ehlileştirilmiş açılımcılarca size
hizmette kusur etmiyorlar. Programlarında müritlerinizin eşsiz
ve derin görüşleriyle hem size hizmet ediyorlar, hem de
patronlarının kulaklarından tutup atmaması için
kendilerini garantiye alıyorlar.
Müritleriniz
iktidarda. Size dokunan cayır cayır yanıyor. Kim olursa olsun
artık fark
etmiyor:
Sizin
sağ kolunuz, Kanal Türk ve Ulusal Kanal'da sırlarınızı
elaleme ifşa eyledi. Eyledi ama müritleriniz;
O kanallardan sorumlu Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan'ı
yaka-paça mahpuslara tıktılar.Demir parmaklıklar arkasında
hangi suçla yargılandıklarını öğrenmek için
iki yıldır bekleyip duruyorlar.Önce gazeteciler, yazarlar,
sonra türban karşıtı rektörler, emekli generaller.Biraz
bekleniyor, ortalık duruluyor, bakıyorlar ki pek öyle tepki
falan yok, bu sefer görevdeki askerlere, ordu komutanlarına
kadar götürdüler. Hâkimler, başsavcılar
müridiniz olma inayetine ermiş özel yetkili savcılarca
derdest ediliyor, hikmetinize iman etmiş hâkimlerce
tutuklanıyorlar. TSK, daha henüz savunmada. Düştü,
düşecek.
Müritlerinizce
herkesin nefes alışı bile dinleniyor.
Hele,
eski Marksist, Ateist, şimdilerin Con Liberal tosuncukların The
Tarafı, himmetinizle harikalar yaratıp, harika kazanıyorlar. Taha
Kıvanç
adlı adı var cismi yok müridinizin pabucunu dama attılar.
Ortam
beklediğiniz ortama gelmiş durumda.
Yakında
yumruğu beyinlerine
indirirsiniz evvel Allah'ın sonra ABD'nin izniyle!
Başbakan
gazete patronlarına, nasıl çağdaş bir demokrat olduğunu
kanıtladı! Tezgâhtara benzettiği aykırı köşe
yazarlarını kulaklarından tutup kapı dışarı etmelerini
emretti. Bundan sonra medyada ne zatınıza ne de emr- i a-
linızdeki AKP'ye, eleştirinin mümkünatı olamaz.
Ama
yinede
kulaktan kulağa rivayetler dolaşıyor.
Yalnız,
elin ağzı torba değil
ki büzesin.
Ben
onların yalancısıyım. Ama yine de size aktarayım.
Derler
ki:
‘'Emekli
bir vaizin eline ne geçerki, yıllardır Amerikalarda,
çiftliklerde sefa sürer. Değirmenin suyu nereden akıyor.
Müritlerinizin paralarıysa helal olamaz. ABD çıkarlarına
üstün hizmetiniz nedeniyle veriliyorsa bu hizmetler acaba
nelerdir? ABD, sadece kendi hizmetinde olanları besler. O zaman
onlara hizmet ülkenize ihanet etmek demek değil midir?
Bu
kadar dünyanın dört
tarafında size ait olduğu iddia edilen okulların, hastanelerin
akarı nereden geliyor? Müritlerin bu kadar serveti toplamaları
olanaklı değil. Onlar da o servetlerden midelerini dolduruyorlar.
Asıl gelirat nereden akıyor? Allah billâh aşkına aydınlatın
Ümmeti Muhammedi ve de münafıkları.
Ha,
bir de ricaları var bu münafıkların. Kurulu zemberek gibi
ezberlemiş müritleriniz etine iğne batmış gibi salya sümük
saldırmasınlar, yerinize konuşmasınlar. Sizin bu sorulara verecek
cevabınız, ya da kudretiniz yok mu ki, aracılar, ucuz kahramanlar,
yalancı pehlivanlara ne oluyor? Biz sadece zatınızdan bekleriz.
Hadi rahmetli olsanız, neyse. O zaman ahiretten yanıt
veremeyeceğinize göre yerinize onlar konuşabilir. Allah
selamet versin duyduğumuza göre turp gibiymişsiniz''
Başta
dediğim gibi bunları soruyorlar. Sizin eliniz, kulağınız her
yere ulaşıyordur.
Ha,
bazı sözde siyasi bilimciler; ‘'Fetullah bu kadar işi
götürmesine ne bilgisi, ne de kapasitesi yeter. Arkadaki
ipleri oynatan asıl
güce bakın!'' diyorlar.
Bir
zahmet yanıtlayıverin!
Aracı
koymadan hem
de. Yoksa bu münafıklar ; ‘'biz dememiş miydik?''
diyecekler.
Bir
de benim naçizane maruzatım var. Veli Nimetiniz ABD, ikide
bir ‘'Ermeni Soykırım Tasarısı'' soytarılığına son
versin. Bu nedenle size sitem ediyorum. Niçin durdurmadınız?
Bu taktikler demode oldu. Tekrar geri alınır, gelecek seçimlerde
tekrar piyasaya sürülür. Bunları AKP, rol icabı
ciddiye almış gibi gündem değiştirme taktiği olarak
kullanacaklar.
Eser,
gürlerler ama bir türlü yağmur olup yağamazlar.
Biraz zaman geçsin bir şey olmamışa yatarlar.
Ama
millet
pek ciddiye almıyor bu ucuz cambazlıkları.
Mahsus
selam eder,
acele aracısız cevap beklerim!
Yıldız AKALIN
Hessen Sosyaldemokrat Halk Dernekleri Federasyonu Başkanı
Not:
Değerli okur görüşlerine yorum yapmamaya dikkat ederim.
Ama bazen eksiklikleri, bazen yanlış anlamaları düzeltmek
gerekir diye düşünüyorum:
Hessen'den
akademisyen arkadaş çatı örgütümüzle
ilgili sitemizde her aradığını bulacaktır. Ayrıca
sosyal demokrasi konusunda, yaşadığımız ülkelerdeki eşit
haklar mücadelesi çerçevesinde nice demeç
ve yazıları görememiş anlaşılan. Köklerimizin
yaşadığı vatanımız için düşüncelerimizi
belirtmenin ne sakıncası var anlayamadım. Hangi konularda
yazacağımıza izin verin de biz karar verelim. Yinede teşekkürler.
Tercüman
Gazetesindeki bir yazı ile ve belirli dünya görüşündeki
Hocafendi'nin yazısını yorumlayarak Atatürk'ün
inancını kanıtlamak isteyen, Kurtuluş Savaşının vatansever
komutanlarından İsmet İnönü'nün vatana ihanetini
savunmak isteyen sayın okura naçizane tavsiyem; tek taraflı
değil, daha bilimsel eserlere bir göz atması daha gerçekçi
olur. Ben Laiklik üzerine yazdım. Kimsenin inancını ölçmek
haddim değil. Kişinin inancı kendi vicdanı ile inandığı tanrı
arasındaki ilişkidir. Üçüncü kişinin işi
değildir. Kaynak olarak size yüzlerce eser önerebilirim.
Ama lütfen önce bilgi, sonra fikir! Türkçe
yazarken daha dikkatli olursanız sevinirim. Güzel dilimize
saygı ideolojimizden daha önde gelir diye düşünüyorum.
Yinede ilginize teşekkür ederim.